Rüya Çağla - SANA BİRŞEY SORABİLİR MİYİM?

Yok yok, ben birşey sormayacağım. Soruyu yazdım sadece.
Bir yerlerde gözüme takıldı: 

'Sana birşey sorabilir miyim sorusu beyinde direkt olarak panik duygusuna sebep olmaktadır.'

Tespiti kim yaptıysa artık… 

Nedenine nasılına girmeden, efendime söyleyeyim bir psikolojik olsun, sosyolojik olsun, nörolojik olsun açılımını yapmadan atmış ortaya gitmiş.

 
Şöyle bir düşündüm… 

Hatta sesli düşünüyorum şimdi: 
Evet, netameli bir soru bu. Ve multi havalı.

Hakikaten… 

Evvela soru kalıbındaki nezaket ekinden ayrı bir nezaket havası var. Miyim derken apayrı bir incelikle…

Yokluyor.
Sonra bir mühimlik havası. Mühim birşey varmış da onu soracakmış gibi… 

Çekiyor.

Son olarak, bir yandan kibarca izin isterken bir yandan da ille sormak istiyorum, çatır çatır soracağım havası ki… 

O hava pek iyi gelmiyor bünyeye…

Çarpıyor. 

Dikiliyor insan şöyle bir. 'Ne soracak?'

Bak mesela, 'birşey sorabilir miyim?' aynı sorunun 'sana'sız hali fakat onda bahsettiğim havalar yok. Nezaketli olmasına nezaketli de altından ne çıkacak acaba hissi vermiyor. Geçen gün yolda birisi durdurdu birşey sorabilir miyim diye, falanca yere nasıl gideceğini sordu, gitti. O hesap… 
(Bildiğim bir yerdi, tarif ettim.Tarifime göre bundan böyle ben bile gitsem bulamam. İnşallah ulaşmıştır.) 

Sana birşey sorabilir miyim?

Bu öyle değil işte. 

Sana…

Sana diyor ya baştan… 

Sana, evet özelikle sana…

Budur insanı kopartan. 

Beyne panik sinyalleri gidiyorsa, gönderen budur arkadaş!

 


Durduk yere de sorulmaz o soru hani. Bir sohbetin içindesinizdir falan… 

Gidişatın durumuna göre çıkar ortaya. Eften püften meraklarda pek kullanılmaz bu girizgâh.

O tür şeyler için 'ya bak sana ne sorcam'ın çeşitli versiyonlarıyla hemen sadede gelmek dururken miyimle mıyımla vakit geçirilmez. 

Kullanılıyorsa da istisnalar kaideyi bozmaz.

Panik olayı tabii biraz kişinin yediği nanelerle ilgili bir durum.
İnsan nane yiyebilen bi varlık neticede.

Varsa bir nanesi, aklına hemen onu getirip işkillenmesi, huylanması gayet doğal. 

'Eyvah! Yoksa o meseleyi mi duydu?'

'Nan? Sakın biri birşey çıtlatmış olmasın buna?' 

'Tüh ya! Öğrendi mutlaka, onu soracak… yandık!' gibisinden…

Elektronlar, nötronlar, protonlar çarpışır beyninde. 

   
Fakat nane eşittir panik diye birşey yok.

Kesin bilgi deyip atlamasın üstüne kimse, aman! 

Nanesi olmayanlar da nasibini alır o sorudan pekâlâ.

Dedim ya, havası… 

'Ne oldu ki acaba?'

'Özel hayatıma mı burnunu sokacak yoksa?' 

'Abuk birşey sormasa bari, hiç uğraşamam valla…'

Bir lüzumsuzluk olacakmış gibi hissettirir, bir düşündürür… 

Soruyu görene kadar hafiften bir tırmalar yani. 

Şimdi, 'ne nanesi, ne paniği, ne tırmalaması kardeşim! İşim olmaz, her soruya açığım ben!'diyecek olanlar çıkabilir.
Tamam, birşey dediğim yok benim, sakin…

Konuşuyoruz şurada. 

İyi, ne güzel işte…

Açık olmak iyidir elbette. Net olmak, vesaire. 

Peki, her soruya açık olunur mu?

Ben olmak istemem şahsen. 

Mecbur muyum biri merak ediyor diye o merakı gidermeye?

Değilim. Kimse değil. 

Değil de…

Sana birşey sorabilir miyim sorusu geldiğinde 'soramazsın!' diyemezsin. Denmez.  
Ha, belki spesifik durumlarda ancak. Kimi insan komple lüzumsuzdur, hak eder. 

Herkese denmez.

 
Biri sorar, ki çoğunlukla tanıdığın biridir o…
'Sor tabii' veya 'elbette, sorabilirsin' onayını verirsin kafadan. 

Ya da, 'ne soracaksın?' karşı sorusunu yöneltirsin.

Yahut hiç birşey demeden, 'evet, sor ne soracaksan' bakışı ile bakarsın… 

Sonra kuzu kuzu beklersin.

İşte o kısacık anda… 

Artık panik mi olursun, ay ne soracak ki diye düşünüp hafiften tırmalanır mısın, yoksa her soruya açık mısın…

Anlarsın. 

Hani oldu ya…
'Yok, sormayacağım vazgeçtim' dese…

Bu sefer sen bırakmazsın peşini. 
'Ne soracaktın? Hadi sor yaa! Ölümü öp sormazsan!'


RÜYA ÇAĞLA 

Eylül 2013

Yorumlar: (0)

henüz yorum yok