Rüya Çağla - KENTİN KAMBURU

Meydana geldim.
Oradan bulvar tarafına doğru gideceğim.
Gideceğim de...
Ee, hani? Bulvar yok.
Yani var da... Göremiyorsun. 
Kazılmış, oyulmuş, inşaat perdeleriyle çevrelenmiş. 
Dozerler, grayderler... Giremiyorsun.
Tam, ne olmuş buralara ya hu diyecekken...
İki üç ay kadar önce karşı caddeye girebilmek için dört döndüğümü hatırlayınca...  
Bir mecburiyet olmadan yolumu neden bu mıntıkaya düşürmediğim aklıma geldi: Kentsel dönüşüm!
Kent yıllar yılı bir kambur gibi taşıdığı çarpık, yorgun, yıpranmış ve güvensiz yapılaşmayı sırtından atmaya hazırlanıyor, dönüşüyoruz.
Unutmuşum bunu. Medyadan takip de etmemişim.
Yoksa ayağıma düz ayakkabı giymem mi?
 
Gözüme kestirdiğim birine sordum: "Nereden geçiş yapılıyor?"
"Bakın, şu giden insanları takip edin, göreceksiniz."
Baktım, gördüm...
Daracık, bozuk, dikkatle yürünmesi gereken bir aralık. Daldım.
Selametle geçmenin huzuruyla görece olarak daha düzgün kaldırıma çıktığımda da o ana dek gösterdiğim özeni sürdürmem gerekiyormuş... Anladım.
Kazı tozlarının uçuşup serpişmesi neticesinde altımda kaygan bir zemin olabileceğini hesap etmemişim. Hafif meyil de var...
Amanın! Kayıverdim.
Düşmeden toparlanayım derken, sol ayak bileğim yüksek topuğumun üstünden hızla yana doğru büküldü. Ayağımı düzeltip yeni bir toparlanma hamlesi... Bu kez dizim boşa aldı kendini. Artık düşmek kaçınılmaz...
Bari usturuplu olsun diyerek diğer dizimi yerle buluşturdum önce. Yumuşak bir inişi garantilemek için sağ elimi vurdum sonra zemine.
Bir nevi zeybek oynar gibi… Efeler gibi.
Lakin ne kadar çabaladıysam da sertçe oldu. Donk!
Kentsel düşüşüm yaptım.
 
Bendeniz bu deneyimi yaşamadan, biraz ötemden bir kadın ve adam gelmekteydi.
Onlar yaklaşırken düştüydüm…
Kalktım... Yanımdalar.
Ah dedim, sorarlar şimdi...
Birşeyiniz var mı, birşey oldu mu, iyi misiniz falan.
Sorulur hani... Sormaz mıyız?
Ben sorarım.
Hatta gördük ki düştü, kaldırmak için koşmaz mıyız?
Ben koşarım.
Teşekkürlü cümlelerimi hazır tuttum dilimin ucunda...
Heyhat!
Şöyle bir bakıp, geçip gittiler.
 
Önünde durduğum eski binanın sundurmasına sokuldum.
Yokladım kendimi...
Ayak bileğim acıyor ama üstüne basabiliyorum. Bu iyi. Dizim ve elimin orta parmağı zonkluyor, parmağım anında şişmiş, dolmalaşmış. Eh, buna da şükür. Gittiğim yerde buz uygulama imkanım olacağı için no problem.
Yıkılmadım, ayaktayım.
Ellerimi ve giysime bulaşan tozları çantamdan çıkardığım ıslak mendille sildim...
Façayı düzelttiğime emin olunca, başımı dikleştirip yola koyuldum yeniden.
Ve düşündüm...
O kadın ve adamın bana neci bakışlarını.
Hayıflandım... Kendim için değil, onlar adına.
Kentsel dönüşüm iyi hoş da...
Peki ya kentsel ruhsuzluk?
Onun çaresi yok mudur?
Yükselişine bakılırsa...
Kentin asıl kamburu...
Budur.
 

RÜYA ÇAĞLA
Mart 2013

Yorumlar: (0)

henüz yorum yok