Rüya Çağla - EL

Bir illüzyon gösterisi var, madeni para ile yapılan...
Hani adam cebinden çıkardığı parayı parmaklarının arasında şöyle bi evirir-çevirir ve hoop para yok olur.
Buna bayılırım.
 
Daha doğrusu, para kaybedildikten sonra el bir an havada kalır ya, işte elin o duruşudur beni cezbeden.
Nasıl desem, çok afili, bana çok şey söyleyen bi duruştur o...  
Hem mağrur, hem muzip.
Sağa sola çevrilir sonra el, paranın gerçekten de yok olduğunun iyice anlaşılması için.
Ve en sonunda kayıp para birinin kulak arkasından çıkar.
Ki nereden çıkarsa çıksın beni zerre ilgilendirmez.
Ben ele bakarım arkadaş. Gözlerimi elden alamam.
 
El... 
Böyle havada yumuşacık dalgalanarak yanaşır, alelâde bir hareket yapıyormuş gibi uzanır ve...
Ay daha fazla anlatamayacağım. Çok artistik çok. Hastasıyım.
İlkokul öğretmenimin bir sopası vardı. Şöyle uzunca düzgün birşey.
Tahtaya yazdığı bir yazıyı okurken olsun, haritada bir yeri gösterirken olsun, o sopa ile çat çat vurarak yapardı bu işleri.
Nasıl kendinden emin, nasıl zarif yarabbim! Büyülerdi beni.
El diyorum tabii. Sopayı tutan el. Öğretmen ayrı.
Ben de öyle bir tutuş sergileyebileyim (ve ille de sopa ile çat çat tahtaya vurabileyim) diye öğretmen olmayı isterdim. Sırf bu yüzden.
Ellerime de bol bol krem sürerdim ki güzel olsunlar; güzel görünsünler o gün geldiğinde, o hareket anında.
Zaman geçti sonra, unuttum. 
Ellerim de hiç güzel olmadı zaten benim.
 
Bugünlerde...
Sopa aklıma düştü yeniden. Öyle bir sopa edineyim diyorum.
Bir de görünmez olayım bir şekilde. Bir illüzyon gösterisi yapar gibi yok olayım.
Sonra o sopayı alayım elime.
Kendimden emin bir şekilde...
Alelâde bir hareket yapıyormuşcasına...
Zarifçe...
Artistik...
Ve artık kime denk gelirse -ki ben bilirim- çat çat girişeyim.
Bugünlerde...
İster yani.
Elde değil.
 

RÜYA ÇAĞLA
Nisan 2009

Yorumlar: (0)

henüz yorum yok